CHP lideri Deniz Baykal partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuları değerlendirdi. İşte Deniz Baykal'ın konuşmasının satırbaşları:
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI
- Sayın Cumhurbaşkanı Hindistan'a giderken anayasa değşikliği açılımının arık bir kenara bırakılması gerektiğini ifade etti. Bunu çok önemli bir tespit oarak görüyorum. Artık anayasa değişikliğinin anlamını kaybettiğini, iktidarın anayasa değişikliğini takip etme konusundaki iradesini artık sürdürülemeyeciğini gördüğümü ifade etmiştim. Bu tereddütün ardında sadece parlamentoda 330'un üzerinde bir oy toplama konusunda AKP grubunun güçlükle karşılaşacağı o nedenle bu konuda bir tereddüt içerisine iktidarın girdiği Başbakan tarafından ifade ediliyor. Bu benim değerlendirmeme göre geçerli değildir. Parlamentoda 330 bulmaları imkansız değildir ama millete referanduma gittikleri zaman yüzde 50'yi bulmaları imkansızdır. Bu gerçeği kavramaya başlamışlardır. Bu olasılığı göze alamamışlaırdır. AKP artık bir referanduma herhangi bir konuyu sürebilir noktada olmaktan çıkmıştır.
- Bizim de anayasa değşiikliği ile ilgili ciddi hazırlıklarımız var. Ama bugünkü parlamento yapısı içinde gerçekten demokratik, gerçekten hukuka saygılı bir anayasa düzenlemenin mümkün olmadığını görüyoruz. AKP kadrolarının anayasa değişikliği konusundaki iddiallerinin toplumun ihtiyacından çok kendi sıkıntılarını çözmeye yönelik bir arayışla ilgili olduğunu ifade ediyoruz. Hiç bir şekilde dokunulmazlıkların kaldırılmasına yönelik bir anlayış içinde olmadıklarını biliyoruz. Üniversite yönetimlerini demokratikleşme konusunda bir arayış içinde olmadıklarını biliyoruz. O nedenle bir anayasa değişikliği konusunda onlarla bir anlayış birliği içine girmemişiz olağanüstü güçtür. Mecliste 550 tane milletvekili var 608 tane fezleke var. Yargının değerlendirmesi bekliyor ama yargı adım atamıyor niçin çünkü dokunulmazlık var.
- Sayın Cumhurbaşkanı tarihi bir fırsattır diye üzüntüsünü ifade ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı tarihi fırsatları yakalama konusunda hepimizden yetenekli gözüküyor.Sık sık Türkiye'nin önündeki tarihi fırsatları bize müjdeliyor ama ne yazık ki o tarihi fırsatların ardından milleti mutlu edecek herhangi bir şey çıkmış değil. Kürt açılımı için de tarihi fırsattır diyordu açılımın Türkiyeyi nereye getirdiğini gördük. Ermeni açılımı tarihi bir fırsattır diyoırdu onun nerelere getirdiğini gördük. Anayasa değişikliği konusunda tarihi bir fırsat kaçırdık diyor. Üzülmesin sayın Cumhurbaşkanımız o tarihi fırsatı günü geldiğimiz zaman milletimiz yakalayacaktır ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de gerekeni yapacağız.
-Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa konusunda uzlaşma ihtiyacının altını çiziyor. Haklıdır, doğrudur ama Türkiye'de uzlaşma konusunda ilk büyük temel yanlış hatırlatmak zorundayım Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili konuda olmuştur.
REKTÖR ATAMALARI
-Sayın Cumhurbaşkanı'nın son dönemde atadığı rektörlerin tümü üniversite yönetimlerinin isteğinin dışındadır. Oylama yapılmıştır ancak sayın Cumhurbaşkanı atamalarda üniversite yönetiminin iradesini yok saymıştır. Bu atamaların en dramatik sonuç doğuranı İzzet Baysal Üniversitesi’nde yaşanmıştır. Bu üniversite başta vakıf üniversitesi olarak kurulmuş daha sonra devlete teslim edilmiştir. Üniversiteye destek sağlayan vakıf ise çalışmalarını sürdürmektedir. Öğretim üyelerinin yaptığı sıralamayı YÖK’ün değiştirmesi üzerine bu vakfın sayın başkanı, sayın Cumhurbaşkanına bir mektup yazdı. O mektupta, üniversite yönetimince yapılan seçimde eski rektörün ilk sırada yer aldığı ayrıca vakfın da rektörü takdir ettiği yer alıyor. YÖK’ün sıralamada bir değişiklik yapması durumunda Sayın Vakıf Başkanı Ahmet Baysal sayın Cumhurbaşkanından 15 dakikalık görüşme talep ediyor. Ancak bunlara rağmen Cumhurbaşkanı bir başkasını rektörlüğe atanıyor. Gazetelere bu durum “Baysal ağladı” şeklinde yansıyor. Sayın Baysal “Vakıf başkanından 15 dakikalık görüşmenin çok görülmesi beni derinden yaralamıştır” diyor ve basın toplantısında gözyaşı döküyor. “Siyasiler bir adayı desteklemişti o aday benim gözümde siyasilerin adayı” demiştir. O üniversitede görev yapan hocaların tümü “Dokunmayın bu rektör iyi bir hocadır” diyor ama siz bunu neden duymazdan geliyorsunuz.Sorun anayasadan önce o anayasayı uygulayacak kişilerdedir. Siz despotsanız hiçbir anayasa sizi demokrat yapamaz. Olay budur. Sizin gerçeğiniz budur.
TBMM’DEKİ OLAYLAR
-Bazen o görüntülere bakınca uzak asya parlamentolarındaki güreş yetenekleri gelişmiş milletvekillerini izlediğimizi zannettik. Bunu arkasında ne var diye düşündük. Bunların arkasın görmemiz gerek üç ana nokta var.Bunlardan biri eş tartışmasıdır. Aile ve eş tartışması kürsüye yansımıştır. Hassas bir konu. Herkes için hassas. İkincisi, bir din istismarı boyutu vardır olayın. Eş aile tartışmasıyla din istismarı tartışması birbirine girmiş ve olay çığırından çıkmıştır.Üçüncüsü ise saldırı boyutudur. Çok açık ve sistemli, parti düzeyinde, organize saldırı olayı gerçekleşmiştir.
-Eş tartışmasına çok üzüldük. Siyasi tartışmanın muhatabı siyasetçidir. Böyle bir durum bizim ahlak anlayışımıza yakışmaz. Herkesin ailesine saygı göstereceksin. Bunu öğrenmediysen senin siyaset sahnesinde yerin yok demektir.Bu temel bir ilke ama tek taraflı bir ilke değil. Kimse ailemizi siyaset zeminine taşımayacağız. Taşırsak o da saldırıya hedef olmaya başlar. Eşine en büyük haksızlığı sen yapmış olursun.Bu olayda ilk kez sayın başbakan Pazar günü TRT’deki toplantıda hiç icabı yokken eşi ile ilgili bir konuyu gündeme getirmişti.Türkiye’de kılık kıyafet ile ilgili bir konuyu konuşacaksan eşin üzerinde bunu yapmayacaksın. Eşinle ilgili hatıraları anlatıp bir mağduriyet görüntüsü yaratırsan bu yanlış olur.
SARKOZY 'EŞİNİ GETİRME' DEDİ
Fransasız devlet başkanının lisanı münasiple “Eşini buraya getirme” diye mesaj göndermiş olmasıdır. Sarkozy sayın başbakana sadece kıyafeti dolaysıyla “Yapacağın devlet ziyaretinde eşin getirme” mesajını verdi biliyoruz. Bunu birgün dile getirdik mi? Bu bizi de rahatsız etti. Ne suçlama konusu yaptık ne şikayet ettik. Sen ağlayıp şikayet edecek noktada değil suçlamaları çözecek noktadasın. Çözebildiğini çözersin çözmediğini istismar edemezsin. “Hem çözemem hem istismar ederim” yok öyle bir şey. Çözebiliyorsan çöz çözemesen sus.
TEKEL İŞÇİLERİNİN MÜCADELESİ
-Bilinmeli ki Tekel işçileri sadece kendi haklı davalarının peşinde koşuyor değildir. Onlar çok daha büyük bir mücadelenin içindedir. Herkes, hepimizi Tekel işçilerinin mücadelesinin arkasında, herbirimizin maruz kaldığı haksızlıkların ortadan kalkmasına yönelik bir mücadeleyi görüyoruz. Onların mücadelesini herkes kendi maruz kaldığı haksızlıkların telafisi için bir mücadele sayıyor ve bu nedenle sahip çıkıyor. Esnaf yardım ediyor, kimisi ilaç gönderiyor, kimisi halini hatırını sorayım diyor. ÇÜnkü bu mücadeleyi veren arkadaşlar kırıp dökmüyorlar, kimseye zarar vermiyorlar. Onlar sadece hakkım olanı bana ver diyorlar. Ve bu dünyanın en demokratik talebidir. Sen Tekel'i sattın diye o insanı da içinde mi satıyorsun. Ortaçağda çiftlikler içindekilerle satılıyordu. Hangi çağda yaşıyoruz. Senin haklarını elinden aldım diyeceksin ve işsiz ortada bırakacaksın devletin bunu yapmaya hakkı yoktur.